Çocukken devlet ricalinden öğrendiğim ilk isimlerden biri Milli Eğitim Bakanı’nınkiydi. Şöyle ki Fatih’in, Bizans surlarının tepesinde Bizans’ın canına okurken Ulubatlıyı görüp; “kimdir bu yiğit? Bilmek isterim” suali gibi bende Milli Eğitim’in tepesinde eğitimin canına okuyan bu devletlü de kim diye sormuştum. Lakin ismin bir önemi olmadığını sonradan anladım çünkü iki günü bir olan zarardadır ilkesince her dönemi bir öncekinden daha beter hale getirmek yalnızca o bakanın prensibi olmakla kalmayıp, makamın yeni sahiplerince de benimsenecekti. Öyle ki bir bakan gelecek ve hem haftalık ders sayısını hem de derslerin süresini artırarak çocukların her gün birer buçuk saatlerini daha “ezberci eğitime” karşı oldukları okullara bağışlayacaktı. Bu hareketiyle, yaşadığı her duyguyu ve hissi ağır veya hafif bir küfür eşliğinde veya yalnızca küfür ederek ifade etmeyi tercih eden gençlere haklı olarak küfretme şansı tanıyacaktı. İhtimal ki küfrü meşrulaştırdığı gerekçesiyle ertesi yıl makamı yeni bir bakana devredildi.

“Ezberci eğitime karşı” klişesini ezbere kullanan bu insanlar ezber bozmayı marifet bildiler. Hangi akıllı, akıllı tahtaları liselere soktu? Bunun hesabını verebileceğini zannediyorsa feci yanılıyor bence. Niye mi? Bence niyesini kimse sormaz çünkü sebep ortada. Şöyle ki, koca bir ekran artı internet artı lise eşittir… Tam üstüne bastınız. Bir de adını Fatih Projesi koymuşsunuz, oldu mu şimdi?
Elhasılı, durum böyleyken beni bu yazıyı yazmaya iten bir haber gördüm. Çarpıcı bir manşet: “Milli Eğitim Bakanı’nın efsane konuşması! Herkes bunu paylaşıyor!” Bir an boşluğuma denk gelmiş olacak, Milli Eğitimde bir umut belirdi sandım. İşte yeni bakanın tarihi konuşması:
“Öğretmenliği birine bir şey öğretmek zannediyorlar. Öğretmenlik bir insanın kendi öğrenme yolculuğudur, kendi olgunlaşma serüvenidir. Öğretmen kendi olgunlaşırsa çocuğa bir faydası olur.”

Aman Allah’ım! Konuşma çok ilgi görmüş, yoğun bir şekilde alkışlanmış. Bu anlamlı konuşmaya bir anlam veremedim. İyisi mi tekrar üstünden geçelim. “Öğretmenliği birine bir şey öğretmek sanıyorlar” ne yalan söyleyeyim hocam, ben de öyle sanıyordum. ” Öğretmenlik bir insanın kendi öğrenme yolculuğudur, kendi olgunlaşma serüvenidir.” Zannımca bu da öğrencilikti. ” Öğretmen kendi olgunlaşırsa çocuğa bir faydası olur.” Eh. Çoğu insanın kurabileceği bir cümle… Dinleyiciler konuşmanın neresinden nasıl bir elektrik aldı da böyle dolu dolu alkışladı acaba. Kabul, bir adamın hem “Öğretmenliği birine bir şey öğretmek sanıyorlar” cümlesini kurup hem de Milli Eğitim Bakanlığına gelebilmesi alkışlanabilir ama kimse bunu alkışlamadı tabi.

Şu reformist, alışılmadık, enerjik imaj uğruna kurduğunuz cümleleri biraz düşünelim.
“Öğretmenliği birine bir şey öğretmek sanıyorlar” Doğru öğretmenin bir şey öğretmek gibi bir lüksü kalmadı. Tek esprisi çocukların birbirine zarar vermesini engellemek. ” Öğretmenlik bir insanın kendi öğrenme yolculuğudur, kendi olgunlaşma serüvenidir.” Bu da çok doğru aslında. Elinden alınıp öğrencisine verilen yetkiler karşısında öğrencinin zaman zaman taşkınlıklarına, hakaretlerine bazen küfürlerine ve hatta saldırılarına tahammül etmek durumunda bırakılan öğretmenlik makamı öğretmenlere işinden olmamak uğruna tüm bu tahriklere sessiz kalmayı onurunu nasıl da öğrencinin ruh hali hoş olsun için ayaklar altına almayı öğreten bir makamdır. Öğretmen ki bu seyr-i süluk ile ham iken pişen, sonra yanan, sonra daha da yanan kimsedir.

Peşinde olduğumuz Batı Tarzı Eğitim, Avrupası Amerikası Amerika’yı bizden önce keşfetti. Bahsettikleri Amerikan rüyası çoktan kabusa döndü. Eğitim sistemlerinin anlatıldığı belgesel nitelikli bir filmlerinde, sistemlerinin nasıl da tıkandığını, şımartılan öğrenci ve velinin sırf yapabildikleri için konu mankeni durumundaki hocaların nasıl da canlarına okuduklarını ve eğitimdeki tükenişi anlatıyordu. Bizim için de çok uzak bir gelecek değil. Hocalarımızın filmdeki gibi ilaç tedavisi aldıklarını görmek istemeyiz. Düşünsenize, doktor tedavisine muhtaç öğretmenler… O vakit biri de çıkıp “Doktorun işi tedavi etmek değildir” diyebilir. İhtimal var.

Aslında öğrencinin işi de öğrenmek değildir biliyor musunuz? Öğrencinin işi haddi aşan söz ve davranışlarla öğretmenleri hizaya sokmaktır. Velileriyle idareye, bireysel olarak BİMER’e, CİMER’e yaptıkları abartılı -çoğu zaman asılsız- şikayetlerle “öğretmenlerinin olgunlaşma serüvenine” destek omaktır. Nihayetinde öğrenci, öğretmeninin durumunu değerlendirir ve ona not verir. İşte öğrenciliğin özü budur. Gelinen son nokta da budur
Öğrenciler! Gelecek sizlere emanet.

UBEYDULLAH YALÇIN

5 YORUMLAR

  1. Bence ülke olarak böylesine eleştirel bakışa her an sahip olmalıyız. Yapılanları görmek kaydıyla yapıcı eleştiriler bilinçlendirerek ilerleyişimizi daim kılacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.